Kahramanlarımızın, kılık değiştirip Mısır Çarşısının kalabalığına karışmaya karar vermişti. Fakat daha önce mücevher ustasını uyarmaları gerekiyordu. Saraya hediye olarak gönderilen taşın üzerine, nasıl işlenmesi gerektiğini anlatan çizimler yapılmıştı. Fatih, çizimlere bakarken; güneş simgesinin arkasındaki ağacı fark etmişti. Bu, firavunun sandukasına ait olan anahtarın diğer parçasıydı. Çizimdeki ağacın kökleri Mısır’daki görkemli Nil Nehri’ni simgeliyordu. Taşın Osmanlı Sarayı’na gönderilmesi, iki büyük medeniyetin arasındaki dostluğun işaretiydi. Elif’i kurtardıktan sonra kolyenin ait olduğu yere, Mısır’a ulaştırılması gerekiyordu. Artık çarşının kalabalığına karışarak gözcülük yapmaları gerekiyordu. Kısa bir süre sonra, Tülay’ın yanındaki adamlar çarşıya gelmişti. Fatih onları oyalamayı başarmış fakat engel olamamıştı. Tam bu sırada Komiser Sedat yardımına yetişmişti. Adamlar kıskıvrak yakalanmıştı. Ardından yaptıklarını itiraf edip Elif’i tuttukları yeri tarif etmişlerdi. Adamların bahsettiği gibi şehrin hemen dışındaki ormana ulaşan kahramanlarımız, Elif’i tuttukları kulübeyi kolayca bulmuştu. Tülay yakalanmış Elif de kurtarılmıştı. Birkaç gün sonra, kolyenin müze yetkililerine ulaştığı haberi gelmişti. Ertesi gün hep birlikte Kahire’ye doğru yola çıkmışlardı.
Kahire Müzesi, Eski Mısır uygarlığının en önemli koleksiyonuna sahip olan bir arkeoloji müzesiydi. Bu tarihi yapı, ziyaretçilerin başını döndürecek pek çok görkemli eseri barındırıyordu. Müzenin büyülü koridorlarında gezerken, kahramanlarımız da böyle bir fırsat yakalamış olmaktan mutlu görünüyordu. “Şuraya bak Elif, burada on binlerce eser olmalı…” Fatih’in gözü bir ara saatine takıldı. “Eyvah! Az daha töreni kaçıracaktık. Acele etmeliyiz.” İki arkadaş hızlı adımlarla, törenin yapılacağı küçük salona ulaştığında herkes yerini almıştı. Hemen kendilerine ayrılan boş sandalyelere oturdular.
Müze yetkilisi toplanma sebeplerini açıklayan bir konuşma yaptıktan sonra profesörü kürsüye davet etti. Kemal Bey’in mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Söze, bundan yıllar evvel başlayan araştırmasında karşılaştığı zorluklardan bahsederek girdi. “Her ümitsizliğe kapıldığımda, kendime hakikatin peşinde yürümenin hiçbir zaman kolay olmadığını hatırlatıyordum. Eğer doğru bir amaca sahipseniz, yaşadığınız her gün tarihin bir parçasıdır.” Tüm salon pür dikkat onu dinliyordu. Profesör konuşmasının son kısmını Fatih ve Elif’e ayırmıştı. “Onlar olmasaydı, bugün burada toplanmak için bir nedenimiz olmayacaktı. Huzurlarınızda, hakikatin peşinden ayrılmayan bu iki gence, bir kez daha tüm kalbimle teşekkür etmek istiyorum.”
Kemal Bey, salondakilerin alkışları arasında kolyeyi müze yetkilisine takdim etti. Yetkili, iki parçayı birleştirdiğinde tarihi bir an yaşanmıştı. Yıllarca önce yapılan bu parçalar, ilk kez bir araya gelmişti. Firavunun Sandukasının anahtarı artık ait olduğu yerde ve güvendeydi. Fatih ve Elif, büyük bir gururla, bu özel anın tadını çıkartıyordu. Konukların tebriklerini kabul ederken, bugünü hayatları boyunca unutamayacaklarını düşünüyorlardı.